Kendisiyle dalga geçebilmek ruh sağlığını koruyup sosyal bağları güçlendiriyor

Bilimsel araştırmalar, kişinin kendine gülebilme becerisinin çocuklukta sosyal uyumu belirleyen kritik bir faktör olduğunu ve yetişkinlikteki ilişkileri desteklediğini ortaya koymaktadır.

1990'lardaki psikolojik çalışmalar, akranları tarafından dışlanan çocukların iki ana gruba ayrıldığını göstermektedir: saldırgan olanlar ve içe kapanık davranış sergileyen bireyler. Her iki grupta da ortak özellik, mizahı iyi niyetli bir şaka yerine doğrudan kişisel bir saldırı olarak algılamaktır. Sosyal açıdan özgüvenli çocuklar ise şakaları hafife alarak gülüp geçebilmektedir. Platon'dan başlayan ve 17. yüzyıl düşünürü Hobbes ile 18. yüzyıl Uyumsuzluk Kuramı'na kadar uzanan felsefi tartışmalar, insanın kendisine gülebilmesini çeşitli açılardan açıklamaya çalışmıştır. 2011'de yapılan bir deneyde çarpıtılmış ayna görüntülerine maruz kalan katılımcıların yüzde 80'i gülümsemekte, yüzde 40'ı kahkaha atmaktadır. Gelotofobi denilen gülünme korkusu, kendine gülebilme yeteneğinin gelişiminde en büyük engeli teşkil ederken, karşıtı olan gelotofili, başkalarının kendisine gülmesinden keyif alma halidir. 2003'te geliştirilen Mizah Tarzları Ölçeği mizahı dört kategoriye ayırmakta; kendini aşağılayan mizah, diğer tarzlarla dengeli kullanıldığında depresyonu azaltıp ilişkileri güçlendirici bir mekanizma olarak işlemektedir. Psikologlar, bireysel hassasiyetleri humor yoluyla dillendirilmesi, günlük eğlenceli anların kaydedilmesi ve yaşanan sorunlarla araya mesafe koyabilmenin, neşeli bir bakış açısı geliştirmede etkili stratejiler olduğunu vurgulamaktadır.

Kaynak: cumhuriyet.com.tr

Bilimsel Araştırmalar topiğinde diğer gelişmeler