Yaşlanmanın İzleri: Beden ve Zihin Arasında Bilim Nereyi İşaret Ediyor?

Bilim insanları yaşlanmanın yalnızca sayılar ya da hissiyat meselesi olmadığını gösteriyor. Telomerler, ruh sağlığı geçmişi ve yaşanılan çevre koşulları, kişinin biyolojik yaşını kronolojik yaşından önemli ölçüde farklı kılabiliyor.

Her hücre bölündüğünde kısalan telomerler — DNA'nın kromozom ucundaki koruyucu bölgeleri — yaşlanmanın en tanınan göstergeleri arasında yer alıyor. Yirmi yıldan uzun bir süredir araştırmacılar, kısa telomerlerin enfeksiyon hastalıkları ve kalp rahatsızlıklarıyla bağlantılı olduğunu belgelediler. Ancak 2021 yılındaki bir gözden geçirme, telomer uzunluğunun kişinin gerçek yaşından daha iyi bir tahmin yöntemi olmayabileceğini ortaya koymaktadır. Biyolojik yaşlanma yalnızca DNA seviyesinde değil, beyin ve metabolizmada da izler bırakıyor. Londra King's College'dan Dr. Julian Mutz'un sunduğu araştırmaya göre, yaşam boyu ruh sağlığı sorunu yaşayanlar kan metabolitleri açısından kronolojik yaşlarından daha yaşlı görünüyor; bipolar bozukluğu olan kişilerde bu fark yaklaşık iki yıl olarak ölçüldü. Hava kirliliğine maruz kalan COVID-19 hastaları ise hastalıktan daha ağır etkileniyor ve bu durum yaşlarına on yıl eklemek gibi olumsuz sonuç doğuruyor. Gençlik döneminde travma yaşamış ya da ihmale uğramış çocuklarda görülen hızlı beyin gelişimi, pandemi stresi altındaki gençlerde de gözlenmiş. Progeria gibi nadir genetik rahatsızlıklar erken yaşlanmayı hızlandırırken, taurin gibi amino asitler ve hücre içinde birikmiş yağ türevlerinin manipülasyonu ise hayat süresini uzatma potansiyeli gösteriyor.

Kaynak: iflscience.com

İlginç Sorular ve Cevapları topiğinde diğer gelişmeler